Ayrılık Da Sevdaya Dahil Midir?

Ayrılık Da Sevdaya Dahil Midir?

Magazin 11 dk
2.115 kelime Okuma: ~11 dk #Magazin

Bugün Netflix‘te yeni içeriklere baktık. Daha doğrusu annem, yeni bir mini dizi buldu. O zaten hep iyi dizileri bulur ama şu an konu o değil. Biz, bizi anlatan bir dizi bulduk. Gerçeği eğip bükmeden, dobra dobra gösteren bir dizi. Örneğin kötü olayları, bizimde hayatımızda gördüğümüz kahramanlarla aştılar. Veya aşamadılar ama bunu sadece müzik, yarım saatlik bakışmayla değil, BİZİM GİBİ DERTLİ oldular. Biliyorsunuz ki biz, iyiyse kesin bir çıkarı vardır veya kötüyse de iyi görelim dizileriyle gün geçiriyoruz. Her izleyenin, medya okuryazarı olmasını istemiyorum. Asla bunu savunmuyorum. Sadece izlediğiniz her neyse, gerçekteki ile uyuştuğu çok önemli ama içinizdeki sesle uyuştuğuna dikkat edin. Daha konuşacak çok konu var, çenem düştü, esas konuya dönelim.

Yazıya girmeden önce emeği geçen herkese teşekkür etmeyi borç bilirim. Ayrı ayrı yazacağım çünkü hak ediyorlar. Sizin de şüphe etmediğiniz gibi, hak, sahibine verilmek zorundadır. Bunun bilinci çok önemli.

“Ayrılık da Sevdaya Dahil” dizisinin yönetmeni, Yavuz Turgul (Adını duyduğum halde az araştırdığım için çok pişmanım.), yani ben uzun zamandır bu denli bizden olanı izlememiştim. O kadar hayattan, o kadar gerçek ki bunu yöneten size minnetle, teşekkür ediyorum. 1976’da Ertem Eğilmez‘in (Böyle bir kişiyi, bize tanıtacak gücü verdiğin için sana da teşekkür ederim.) desteğiyle Arzu Film‘e senaryo yazmaya başladı. Arzu Film, genellikle İstanbul’un kenar semtlerinde geçen ve aynı oyuncu kadrosuna dayanan, halka sıcak gelen tiplemeleri ile ilgi gören komedi filmleri çekmekteydi. Keşke devamı gelse. Turgul, bu anlayışa uygun olarak Tosun Paşa (1976),

Sultan (1978),

Hababam Sınıfı (1981),

Çiçek Abbas (1982) (bu film benim için çok ama çok değerli. Hepsi de değerli ama bunun yeri çok farklı.)

filmlerinin senaryolarını yazdı. Bunların hepsini adımız gibi biliyoruz ama yönetmeni araştırmıyoruz. Bu konuda başta ben, olmak üzer, bize de yazıklar olsun.

Turgul, 1984 yılında Ahmet Muhip Dıranas‘ın Fahriye Abla şiirinin uyarlaması olan Fahriye Abla filmini çekti. Ne mükemmel bir filmdi be. Bu, yönetmenliğini üstlendiği ilk filmdi. İlk yaptığı film, şaheser. 1985 yılında yönetmenliğini Nesli Çölgeçen‘in yaptığı, başrolü Şener Şen‘in üstlendiği Züğürt Ağa filminin senaryosunu yazdı. Bu film yüzyıl da geçse yaşanacak bir hayatta aittir. Turgul, bu filmden itibaren çektiği tüm filmlerde ve birkaçı hariç senaryosunu yazdığı tüm filmlerde başrolü Şener Şen‘e verdi. Turgul, sadece yönetmen veya senarist değil ayrıca mükemmel bir insan sarrafı. Siz de gördüklerinize bakın, oyuncuları, seçimleri bana hak vereceksiniz.

1996 yılında Eşkıya filmini çekti. Saymadım ama ben 20’den fazla izlemişimdir. Sayıyı minimum 20 demezsem ayıp etmiş olurum. Eşkıya, Türk sinemasının o güne kadar en yüksek gişe hasılatı yapan filmi oldu ve sinema tarihi çalışmalarında birçok sinema yazarı ve akademisyen tarafından, Yavuz Turgul’un Eşkıya’sını Türk sinemasında bir dönemin başlangıcı olarak kabul edildi. Umarım bu güzel başlangıç hiç son bulmaz. Yurtiçinde ve yurt dışında birçok ödüle değer görülen Eşkiya, o yıl En İyi Yabancı Film dalında Türkiye’den Oscar’a aday gösterildi. Fazlasıyla hak etmediğine dair kuşkunuz yoktur, sanırım. Turgul, 1999 yılında televizyon için İkinci Bahar adlı diziyi çekti. Ben, nasıl oldu bilmiyorum, izlemedim. Benle aynı yaşta, sırf bunun için bile olsa izlemem lazım. İzleyecekler listesinin başına not ettim. Dizi, Türk televizyonculuk tarihin o güne kadar çekilmiş en iyi dizilerinden biri olarak değerlendirildi. Senaristliğinin ve yönetmenliğini üslendiği Gönül Yarası adlı film, (İzlemedim demeden önce düşünün. Çünkü mutlaka bir repliğini duymuşsunuzdur. İpucu verelim: Hani bir sahnesi var, kadın dilini bilmediği şarkıya ağlıyor. Adam da, bu dili biliyor musun diye sorunca, bu acıyı anlamak için dili bilmeye gerek yok. Evet evet o, bildiniz. Hah işte o sahne bu filme ait) 2005 yılında vizyona girdi ve Yabancı Film dalında Türkiye’den Oscar adayı olarak gösterildi. Kesinlikle hak etti. Yönetmenliğini Ömer Vargı‘nın yaptığı 2007 yapımı Kabadayı filminin senaryosunu yazdı. O da mükemmeldir, bilen bilir. Kabadayı filmi 2007’de 36 hafta boyunca vizyonda kalarak 2.002.631 kişi tarafından izlendi. 2010 yılında vizyona giren Av Mevsimi filmini yönetti Av Mevsimi filmi, 2.116.192 seyirci ile büyük gişe hasılatı elde etti. Ayy nasıl güzeldi. Onu da en az on defa izledim. Her izlememde bir kez daha izleyeyim sözü verdim. Yavuz Turgul Bey, sizi tanıdığım kadarıyla hayran kaldım. Ben övgülerden yorulmadım ama sen çok daha fazlasını hak ediyorsun. Benim yazıma devam etmem gerekiyor. Selam olsun, koca gönüllü adam. En son olarak Yol Ayrımı filmi var. Onu da sinemada izlemiştim. Sanırım sinemada izlemeye paramın yettiği ikinci filmdi. Çok ağlayıp, gururlanmıştım. Bu duygulara eşlik etmek isteyen, milyonlarca insan var ama bunu başaran nadide kişilerden olan usta, izinden gitmek dileğiyle…

Selim Demirdelen ismini de aynı şekilde bahsetmeden geçmek istemiyorum çünkü boynumuzun borcu sayılır. Bu kadar iyi olunur da anlatmadan geçmek, kötülük olur.
1994 yılında ilk çektiği kısa filmler “Hasret” ve “Çevre” ile İfsak kısa film yarışmasında ödül aldı (Kesinlikle izleyin! Asla pişman olmazsınız.). 1998 yılında serbest reklam yönetmeni olarak çalışmaya başladı. 2002 yılında ilk albümü “Beat Bazaar”ı çıkardı. Mükemmel bir iştir. 2004 yılında “Anlat İstanbul”un beş yönetmeninden biri oldu. Ben izleyecekler listesine ekledim. Henüz yorum yapacak bilgim yok. 2006’da profesyonel müzik kayıt stüdyosu “101”i kurdu. Aynı yıl Serdar Akar’ın “Barda” adlı filminin müziklerini yaptı. Yani ben övmeyip ne yapayım? “Barda” filmi der, susarım. İzleyenlerin övgüsüne bırakıyorum çünkü çok konuştum. 2007 ve 2008 TV drama “Bıçak Sırtı” dizisinin yönetmenliğini yaptı. Bunu da izleyecekler arasına aldım. Bu arada, söylemeden geçemeyeceğim benim dizi, film arşivim çok kuvvetli değil. Ama artsın diye uğraşıyorum. Önerilere sonuna kadar açığım. “Zeynep şu filmi, diziyi izle. Yazısını yaz.” dediğiniz varsa bana yazın. İkinci albümü “Dut Ağacı” dır. Halen müzik yapıyor. Müziği yapsın kesinlikle ama arada böyle güzellikler de yapsın. Bence başka işlerde, böyle güzel insanları görmeye hasret kalmışız.

İbrahim Çelikkol’u (Ayrılık Da Sevdaya Dahil”, Dizisindeki Kemal) hep merak etmişimdir. Oynadığı rollerde kötü olduğunu görmedim de iyilik herkese bu kadar yakışmaz. Ben oyuncuların, ister veya istemeseler de, kişiliğine, zekası ve başarısına göre (Yanlış anlaşılmasın. Kötüyü oynayan kötüdür demiyorum, asla! Sadece kötüyü en iyi şekilde kötü oynamak, kişiliktir. Başarıdır ve zekadır.) bağlı olduğunu düşünenlerdenim. Benim izlediğim yapımlarda iyiydi diye böyle konuştum. Eminim kötü olanı da çok iyi oynar çünkü yaşıyor. “Ayrılık Da Sevdaya Dahil” dizisine başlayınca ben bile (genelde objektif olmaya çalışırım ondan) bu sefer de tefecilik güzellemesi mi izleyeceğiz? deyip izlemeyi bırakacaktım. Nasıl ters köşe yaptılar anlatamam. Biz televizyonda …….(suç, kötülük ve maalesef değersizlik, şiddet, bağımlılık ve maalesef çok daha fazlası) görüp “Yapıyor yapıyor ama niye yapıyor?” şeklinde sorar hale getirildik. Asla bunu eleştirmiyorum. Kaçakçı olup bunu hayra harcayan, kara para işlerini temize çekip yardıma koşan, kumarbaz olup kazandığını muhtaçlara dağıtan, kabadayı olup yetimlerin babası olan, ağa denilip güya, kadınları yaşatmak için çok eşliliği normalleştiren, kadın hakları savunduğunu düşünüp, erkekleşen kadınlar yaratan milyonlarca yapım var.) gördüklerimizden dolayı, böyle olduk. Bunları kim görse böyle düşünebilir. Asla ama asla haksızlık sizde değil. Bunların neden, ne amaçla ve özellikle niye diye sorgularsanız, milyonlarca örneğini göreceksiniz. Bu diziyi izleyince sorgularsınız da yine söylemeden geçemeyeceğim. Konuya dönersek, İbrahim Çelikkol oyunculuğa başlamadan önce profesyonel modellik yaptı. Görüntüsünden anlaşılıyordur. Basketbolla ilgilenen Çelikkol ligde oynadı, genç millî oldu. Helal olsun. Basketi bıraktıktan sonra oyunculuk konusunda eğitim alan Çelikkol’un Osman Sınav‘la tanışması, hayatında dönüm noktası oldu. Ne güzel denk gelmiş. Helal olsun ona da keşfedene de. Osman Sınav‘ın çektiği ve 2008 yılında Show TV‘de yayımlanan Pars: Narkoterör dizisinde “Başkomiser Şamil Baturay” rolünün verilmesi ile oyunculuk hayatına adım attı. İyi ki de adım atmış, yürüsün hatta koşsun inşallah. Ben, İbrahim Çelikkol‘u ilk, Kuş Uçuşu dizisinde gördüm. Gerçekten çok iyiydi her sahnesi. Onun dışındaki yapımlarını izlemedim. Yorum yapmak haddime düşmez çünkü yalan olur. Yakın zamanda Show’da yeni diziyle gelecek. Sırf bu dizideki mükemmelliği için bile olsa izleyeceğim. Dizinin adı: Doktor Başka Hayatta. Duymuşsunuzdur da ben yine belirteyim.

Emine Meyrem Karamemet (“Ayrılık Da Sevdaya Dahil”, Dizideki Afife Jale), İtalyan ve Türk asıllı oyuncu. Ben bu kadını nasıl daha önce izlemedim? Dizimi vura vura yazıyorum. Böyle mükemmel bir kadını nasıl tanımam? Neyse ben içimden hayıflanmaya devam edeyim de yazıya dönelim. 1980’de dünyaya geldi. Brüksel Hür Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. Helal olsun. Le Laboratoire de L’Acteur, Jack Waltzer Workshops ve Parallax gibi yerlerde oyunculuk eğitimi aldı. Bu kadar uğraşmış, yine helal olsun. Karamemet, 2025 yapımı Netflix dizisi “Ayrılık da Sevdaya Dahil” ile tanınmaya başladı. Biz izleyicilere de yazıklar olsun gerçekten! “Af”, “Turkuaz” ve “Magi” filmlerinde de rol aldı. Hepsini bıkmadan usanmadan izlerim. Çünkü kadına hayran kaldım. “Ayrılık Da Sevdaya Dahil” dizisini izlerken, aaaa ben dedim. Mutlaka bir sahne, bir replik belki bir bakışta bu cümleyi kuracaksınız. Kadın sanki bizim evden yeni çıkmış. Sokakta görsem “Kız, Afife helal olsun. Kız sen neymişsin öyle maşallah sana.” diyeceğim. Keşke gerçekte tanıma fırsatım olsaydı. Ona daha ne methiyeler, ne güzellikler anlatırdım. Afife ile o kadar aynı şeyi düşündük ki? Yaşam şartlarımız çok farklı olabilir ama ben kendimi gördüm. Yalnız değilmişim dedim defalarca. Çoğu sahnede gözyaşlarıma hakim olamadım. “Ayy asla ağlamam” cılardan değilim ama kolay kolay akmaz o gözyaşları. Her neyse siz İzleyince bana yazın. Bu sahnede, bu replikte veya bu evde gördüm. Hiç görmediniz mi? Üzülmeyin çünkü orada olmak isteyeceksiniz. O evdeki sevgiyi, o lokantadaki sıcaklığı hissedeceksiniz. Mücverin kokusunu da alırsınız bence. Abartma, demeden önce izleyin, izlettirin ve en önemlisi unutmayın!İzleyince aynı şeyi düşünmezseniz yazın, tartışalım. Benimle aynı düşünmek zorunda değilsiniz. Hatta sen az demişsin diyeceksiniz, buna da eminim. Lütfen, gerçekten merak ediyorum, izleyip yorumları yazın bana. Tek tek döneceğim. Bu yazının altına yazın, göreceksiniz.

Eee bu kadar hak etti yazısını yazdık. Devamında diğer oyuncuları ve analizleri yazacağım. Devamını isterseniz yazın, beğenin ve yorumlayın. Ben elimden geldiğince dönüp cevap vereceğim. Bunlar şart olmasa şimdi (saat: 03.10) yazardım. Hem yoruldum hem de merak iyidir:)

Yorumlar
no-comment

Henüz kimse yorum yapmamış. İlk yorumu siz yazın!